zorunlu ikameti, kamp ve sınır dışı etmeleri dagitiyor

 

„Hareket özgürlüğü hakkı ile ilgili olarak: Sanık Alman değildir ve bu nedenle bu temel hakkı yoktur.“ (Zorunlu ikamet hakkında bir duruşmada Alman Hakimin sözleri, Şubat 2013).
“Alman hakları”nı mültecilerin insan haklarından üstün tutan ırkçı ve milliyetçi Alman yasalarına karşı direniş birinci yılını geride bıraktı.
2012 Mart‘inda mültecilerin Lagerpflicht‘e (kamplarda yaşama zorunluluğu) karşı protesto kampları tüm Almanya çapına yayılmaya başladı. Bundan kısa bir süre sonra adaletsiz bir uygulama olan Residenzpflicht‘e (zorunlu ikamet) karşı, mülteciler Würzburg‘tan Berlin‘e 600 km‘lik bir yürüyüş düzenlediler. Bu yürüyüşe Batı ve Kuzey Almanyayı dolaşan bir otobüs destek verdi. Yürüyüş Berline ulaştığında Oranienplatz‘daki protest kampının da da temeli atılmıs olundu. Alman parlamentosuna dogru yapılan gösteri yürüyüsüne yaklasık 6000 kisi katıldı.
Pek cok insanın sınır dışı edilmesinden sorumlu, Nijerya ile Alman devleti ve Frontext işbirliğini kınamak amacıyla Nijerya büyükelçiliğini işgal ettik. Icimizden bazıları 24 Ekimde Brandenburg Kapısı önünde açlık grevine başladı.
Mültecilerin ihtiyaçlarını karşılamak ve hareketimizin siyasi altyapısını oluşturacak güvenli bir alan yaratmak için terkedilmiş bir okul binasını işgal ettik. Ancak, bizim hareket ve taleplerimizi ile karşı karşıya kalan politikacılar bizi yok saymakla yetinmeyip, utanmadan kamuoyu tartışmasını manipüle etmeye çalışıyor. „Sığınmacı istismarı“ iddialari meseleyi çarpıtmaya ve amaçlarımızı damgalamaya çalışıyor. Ama bunu başaramayacaklar. Sokaklarda olmaya devam edeceğiz. Direnişimiz devam ediyor. Taleplerimiz karşılanıncaya kadar susmayacağız.

1. Sınır dışı etmelere son!
Sınır dışı etme uygulaması ırkçı sömürgecilik dönemine kadar uzanan eski bir uygulamadır. BMMYK‘nin (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) Mültecilere dair Cenevre Sözleşmesine göre, bir mülteci yaşamı ve özgürlüğü için tehlike teşkil eden bir ülkeye sınır dışı edilemez. Son yirmi yılda Avrupa Birliği sınırlarında 15.000 ‚den fazla mülteci ve göçmen yasamini yitirdi. Geçtiğimiz yıl Mülteci Direnişinin de ifsa ettigi üzere, AB insan haklari konusunda ikiyüzlülügünü devam ettiriyor, bu arada Frontex pek cok insanin ölümüne sebep oluyor. Mültecilerin haklari sistematik bir sekilde ihlal ediliyor. Avrupa çapında uluslararasi sınır dışı uygulamalarini gerceklestirmek icin kurulan Dublin Sistemi olarak da adlandirilan aygit, mültecilerin hareket olanaklarinin tamamen Avrupali yetkili makamlarinin kontrolü altina girmesine neden oluyor. İtalya gibi sokakta yasamaya zorlandigimiz herhangi bir ülkeye sinir disi edildigimizde, nasıl koruma bulabiliriz? Sosyal yardimlar olmadiginda nereye gidecegiz?
Dublin sistemi ve bunun mültecilerin hayatlarını üzerindeki korkunç etkileri hakkinda kamuoyunu bilgilendirmek icin BMMYK‘de bir eylem düzenledik. Almanya‘nın bir sığınma sistemi yok; fakat etkili bir sinirdisi sistemi var. AB politikalarini mültecileri yasadışı ilan ederek akliyor. Oysa onlara Avrupa‘ya gelebilmek için hiçbir yasal yol birakilmamaktadir. İnsanlar yasadışı değildir, sadece sömürge ideolojilerin ırkci idealleri tarafından yasadışı yapılıyorlar. Avrupa pasaportu sahipleri serbestçe hareket edebilirken, diğerlerinin bu haklarını reddediliyor. Almanya uluslararası şirketlerle özel anlaşmalar imzaladığında, mültecilerin ülkelerindeki doğal kaynaklara erişimin sağlanması garanti altina aliniyor. Statüko, eşitsiz güç ilişkilerinin sömürüye yol actigi kolonyal uygulamalarinin bir devamidir. Bu tür uygulamalar insanları yurtlarindan ayrilmaya zorlayacak ekonomik kosullarin olusmasina yol acmaktadir. Asil korkutucu ve cevap niteligindeki soru sudur? Devlet neden ekonomik ve siyasi mülteciler arasinda nasıl ayrim yapmaktadir?

2. Residenzpflicht (Zorunlu ikamet) Kaldırılsın!
Yasa „Landkreis“ (eyalet sinirlari) veya kaytili oldugumuz bölgenin sinirlarini asmayi hapis cezasi ile cezalandirarak veya parasal yaptirimlarla, biz mültecilerin serbestçe hareket hakkimizi engellemektedir. Bu yasa keza Alman sömürge mirasının bir parçasıdır. Bu yasa, işgal topraklarının insanlarini kontrol etmek ve ezmek amaciyla emperyalist işgalciler tarafından yapilmistir. Almanya Federal Cumhuriyeti bu yasayi devam ettiren sadece (eski) sömürge durumundadir. Bu yasa mültecilerin izolasyonunu gösteriyor. BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 13 Maddesi 1. bölümü „her insan sınırsız hareket özgürlüğü hakkına sahiptir” düzenlemesine ragmen bu yasa mültecilerin hareket özgürlüklerini kısıtlamaktadır. Avrupa DUBLIN 2 ve Alman Residenzpflicht (Zorunlu ikamet) düzenlemeleri, örneğin, aynı ideolojiye sahiptir. Avrupa‘da ulusal devlet sınırları sadece mülteciler icin vardir. Bu düzenlemeler aynı ırkçı ideolojinin temelini oluşturur: bazı kişilerin yaşamak istedikleri yeri seçmelerine izin verilmemektedir. Bize verilen „Asylausweis“ temel haklari saglamamaktadir, aksine Almanya topraklarında bizim hareket özgürlügümüzü sınırlamak ve kontrol etmek için bir araç olarak işlemektedir.
Ama bizim hareketimize sınır cekilemez! Biz, grevdeki mülteciler olarak, Residenzpflichti kabul etmiyoruz! Biz bu yasalari deliyoruz ve delmeye de devam edecegiz.

3. Tüm Mülteci Kamplari kapatilsin!
Alman kurumları biz mültecileri her türlü sosyal, sağlık ve altyapı hizmetlerine erişimden izole edildigimiz ve Neonazi saldırılarına maruz kaldıgimiz kamplarda yaşamaya zorluyor. Kamp sistemi bizim sokaklarda eylemlerimiz ile direndigimiz bir hapishane sistemidir. Kamplar genelde issiz ve kimsesiz yerlerde bulunmakatadir. Kampta kimse bizi göremez, keza biz de kimseyi göremeyiz. Kimse bizi duyamaz, keza biz de kimseyi duyamayiz.
Kimse bizimle konusmaz, keza biz de kimseyle konusamayiz. Görünmez oluyoruz. Alman yetkililer kasıtlı olarak bizi toplumdan izole ediyor. Ikinci bir karar cikana kadar kamplara kapatiliyoruz -bu yillar sürebiliyor. Bizler sadece yatakta yatarak uzun saatler geçiriyoruz. Zira yapacak hiçbir sey, gidecek hiçbir yer yok, ne bir is ne bir umut. Kamp 1 €‘luk iş dışında çalışmak için herhangi bir şansimiz olmadan gerçekligimizle ve kaderimizle basbasa kaldigimiz bir hapishanedir. Bu bir köleliktir. Bu koşullar sıradan bir yaşami imkansız kılmaktadır. İnsanlarda psikolojik sorunlar ortaya cikiyor, hasta ve saldırgan oluyorlar, uyuşturucu satmaya basliyor ya da uyuşturucu bağımlısı oluyorlar. Pek cok insanin aynı seikilde geçen yıl başlayan bizim eylemlerimiz sırasında da olduğu gibi hayatlarını sona erdirmesine yol acan neden budur. Onlar Alman iltica ve sınırdışı etme sistemi tarafından öldürülüyor!
Mülteci kadınlar çocukları ile birlikte kamplarda eziyet cekiyor. Özellikle ikitidar hiyerarşilerinin mevcut oldugu, siddetli saldırılarin ve tacizin daha sik yasandigi yerlerde. Irkçı ve cinsiyetçi siddete maruz kalanlar olarak kadinlari kamplarda yasamaya zorlamak onlarin magduriyetlerini arttiran sorumsuzca bir uygulamadir. Birçok kadın mülteci kadın, erkekler tarafindan kendilerinin daha savunmasiz olduguna ikna ediliyor ve bu da mülteci kadinlarin her daim erkeklerin saygisiz ve ayrimci uygulamalarina maruz kalmasina yol acabiliyor. Bu şiddet koşulları Alman kamp sistemi tarafından teşvik edilmektedir.

Bizler insaniz, hayvan değiliz! Bizim sığınma alma hakkımiz var! İnsan Haklarımiz var! Biz suçlu değiliz! Biz, Berlin Oranieplatz‘da Protestkampinda eylem yapan
mülteciler, sokakta direnişin mümkün ve halen devam etmekte olduğunu gösteriyoruz. Korkmamiza ragmen, sürekli kontrol ve devlet tarafından yapilan baskilara ragmen, protestomuz devam ediyor, cünkü taleplerimizde ciddiyiz.
Bu devam eden bir kavga ve biz kalacagiz! Biz kurban değildir, biz savaşçılariz! Sessizliği son ver, izolasyonu kir! 2013, 23 Mart‘ta Oranienplatz Berlin‘de Cumartesi günü yapilacak eylemimize gel ve katıl.

Bizim mülteci pankartini sen de tasi ve mültecilerin devriminin bir parçası olsun.
Eşit haklar, insan onuru ve herkes için hareket özgürlüğü mücadelesinde bir mülteci aktivisti ol!
23 Marttaki eylem için mobilize etmenin farkli yollarini düşün. Herkes, Oranienplatz‘da bizim çadırlarda en azından bütün hafta sonu boyunca (22th-24th) kalmak için davetlidir.

www.asylstrikeberlin.wordpress.com